Enerjimizi
depolayıp Aksaray Müzesi’ne geçtik.Müze Karamanoğulları
döneminde yapılmış olan Zinciriye Medresesi'nde yer alıyor. O dönemlerden
bugüne kadar müze görevini devam ettiren Aksaray Müzesi, Neolitik Çağ,
Kalkolitik Çağ, Frig Çağı, Klasik, Roma, Helenistik ve Bizans çağlarına ait
bulunan eserleri kendi bünyesinde toplamış. Bunun yanı sıra Aksaray'ın çevresinden toparlanmış olan giyim örnekleri,
kilimler, halılar, çoraplar, paralar ve silahlardan oluşan bir koleksiyonu da
ziyaretçileriyle buluşturmaktadır. Zengin bir koleksiyona sahip olan Aksaray
Müzesi, görülmeye değer kalıntılarını ve kendi tarihi güzelliklerini sunmaya
hazır.Müze gayet modern ,Aşıklıhöyük ve civardaki höyüklerden çıkmış eserlerden
oluşuyor.Mumyalarda mevcut.Müzede fotoğraf çekmek yasak.Güvenlik görevlisine
nedenini sorduğumuzda definecilerin bu bölgede faaliyetlerinin çok olduğu ve bu
sebeple eserlerin fotosunu çekip tarihleme ve benzer eserler hakkında detaylı
bilgiye ulaşabileceğini söyledi.
 |
Aksaray Müzesi
Müzeyi gezdik ve kent
merkezine geçtik.Bir kaç foto çekip merkezi gezdikten sonra Ihlara Vadisi’ne
doğru yola koyulduk.
 |
Aksaray Merkez
Yola çıkarken yanımıza elma ve
portakal depoladık.Sularımızı fulledik.Gezi sırasında geçtiğimiz en berbat
yollar bu güzergahtaydı.Yaklaşık 40 km stabilize asfalt fakat köstebek yuvası
gibi delik deşik yollardan oluşmaktaydı.Ihlara Vadisi’ne gelmeden benim arka
lastik yine patladı.Yine tel girmiş.Yeni lastiğimizi taktık ve yola
koyulduk.Tur boyunca defa lastiğim
patladı.
|
 |
arkada heybetli Hasan Dağı
Ihlara ya gelmeden çay
bahçesinin birine uğradık ve burada Fransız bisikletçilerle karşılaştık.Çat pat
İngilizcemizle anlaşmaya çalıştık.Fransa dan yola çıkmışlar ve
İsviçre,İtalya,Slovenia,Hırvatistan,Bosna Hersek,Sırbistan,Bulgaristan ve
Türkiye’ye gelmişler. 5 yıldır yollardalarmış.Çoluk çocuk yola koyulmuşlar.Aileyle
ve ufaklıklarla ayrı ayrı foto çekinio sonraki durağımız olan Selime Katedrali
ve peri bacalarına uğradık.Katedral Güzelyurt'un küçük bir kasabası olan Selime de, Ihlara Vadisi'nin bitiş noktasında bulunmakta. Kapadokya'ya gelen turistlerin uğrak yeri olan Selime'deki
kiliseler, kervan yolu ve manastır bulunduğu bölgeyi mistik atmosfere bürüyor. Selime,
peribacalarına oyulup işlenen barınaklarıyla, sığınaklarıyla, kiliseleriyle ve
mezarlarıyla Aksaray gezilerine dahil edilmesi gereken bir kasaba. Hem uzun bir
yolculuk yapıp hem de keyifli bir zaman geçirmek için Selime Kasabası'nı
rotanıza dahil etmelisiniz. Selime Katedrali ve Peribacaları bir süre
yaşadığınız tarihten uzaklaştıracak sizleri.Katedrali gezerken oranın yerli
halkından olak ufaklık tur rehberimiz olarak bize eşlik etti.Katedrali
gezdikten sonra yola koyulduk ve bir çay bahçesinin önünden geçerken turistler
bizi alkışlamaya başladı ve bu gazla Ihlara’nın dik rampalarını
çıkmaya başladık
|
|
 |
Fransız Aile
Tırmandık ve katedrali bir de tepeden görmek ve
fotoğraflamak için su molası verdik.En tepe de eski bisiklet yarışçısı yabancı
bir eleman ve Türk sevgilisi o bölgeyi seyahat ederken yanımıza araçla
yanaştılar ve kız ‘’bisikletini Mark çok beğenmiş’’ dedi.Bende gayet mütevazi
şekilde güzeldir evet dedim J ve tercüme
etti.Fotolarını çektik ve yola koyulduk.Peri bacalarına ve katedrale hakim
nooktada berbat bir şekilde görülen betonlaşma ve otel inşaatları kültürel
dokuya zarar vermiş ,berbat bir görüntü oluşturmuş.Bu kötü görüntüden uzaklaşıp
Hasan Dağı’nı karşımıza alıp bozuk yollarda uzun kilometreler katedip hala
Ihlara ya varamadık.Bu yollar bizi ve bisikletimizi çok yıprattı.Ha bitti ha
bitecek şu tepenin ardı diye diye sonunda Ihlara ya vardık.Ihlara Vadisi Aksaray'a
40 km uzaklıktadır.
Ihlara Vadisi, Hasandağının volkanından
püskürtülen lavların akarsu aşındırması sonucunda oluşan bir vadidir. Vadi
boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmakta.
Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine
tünellerle bağlantılı.Bizi yolda görmüş yerli turistler hemen yanımıza yanaşıp
sizi yolda görmüştük bravo size biz olsak şurdan şuraya gidemeyiz bisikletle o
kadar yolu gelmişsiniz bi de Urfa’ya mı gidiceksiniz demeden alıkoyamıyorlar
kendilerini.Ihlara Vadisi’nden ayrılırken karnımız acıktı ve 1 km ilerdeki
kebabçı da durduk ve yemeğimizi yiyip çayımızı içtik sonrasında Adana-Mersin
karayoluna doğru pedallamaya başladık.
 |
Ihlara Vadisi
O yola inmek için Hasan
Dağı’nın eteklerinden gidiyorduk ve arazi volkanik arazi olduğu için yolların
büyük bir bölümünde asfalt yoktu.Bu bölgede köpeklerde bir hayli fazlaydı ve
kovalandık Volkanik araziden karayoluna çıkmak için 30 km toprak yolda
pedalladık.Zamanında patlamış olan Hasan Dağı’nın tüfleri araziyi kaplamış ve
arazide tüm tarlalarda irili ufaklı taşlar mevcut. 2-3 defa düşme tehlikesi
geçirdim bu yolda.Ama o heybetli dağın manzarası ve dibindeki o muhteşem gölde
çekilen fotolar bu yoldan geçmemize değdi.Hava kararmaya yakındı .Tam
kararmadan çıkmalıydık artık Adana karayoluna… |
 |
Pozantı İniş
 |
 |
Hasan Dağı'nın etekleri
Hava karardığında tangır
tungur yolları aşıp kaymak gibi asfalta çıkmak bizi baya bi
sevindirmişti.Patika yollarda uzun zaman kaybetmiştik.Bunu telafi etmek için
hava kararmış ta olsa lambalarımızı açıp pedallamaya devam ettik.50 km
karanlıkta pedalladık.Rüzgarın da arkamızda olması bize yardımcı oldu.Artık
karnımızda iyice acıkmıştı ve o gün 200 km civarında yol yapmıştık.Konaklayacak
bir mekan ararken Tarsus’a 175 km kala Sus-ka Dinlenme Tesislerinde durduk.İlk
önce kuşbaşılı pide ile karnımızı doyurduk.Yanında buz gibi yayık ayran ve
ardından üzerine çay mükemmel oldu.Daha sonra yetkili kişiyle konuşup çadır
kurmamızda sakınca var mı diye sorduk onlarda sağ olsunlar yer gösterdiler.Çay
,kahve ikram ettiler.Telefon,mp3,fotoğraf makinelerimizin şarjlarını
doldurmamızda yardımcı oldular.Oturduk sohbet, muhabbet derken müsaade istedik
ve çadırımıza geçip istirahate çekildik.
 |
Sus-ka Dinlenme Tesisleri
|
Sabah 6 da uyanıp çadırı
toplayıp Tarsus’a doğru yollara düştük.Torosları tırmanmaya geçerken sağ
tarafta bir çeşme gördük ve orada masa sandalye atmış amcanın biri çay demlemiş
, çayını afiyetle içtik.Çayları afiyetle içtikten sonra yola
koyulduk.Niğde-Ulukışla’ya kadar Torosların bitmek bilmeyen yokuşlarını
tırmandık.Ardından Ulukışla’da ufak bir mola verip Mehmet Paşa Kervansarayı’nı
ziyaretten sonra tekrar düştük yollara.Bu sefer rüzgar arkamızdaydı ve
Pozantı’yı iniyorduk.Pozantı inişinde emniyet şeridi dar olduğu için dikkat
edilmesi gerekmektedir.Tırlar size sıfır geçiyor.Pozantı inişinde bi kaç foto
çekinip Pozantı’yı indikten sonra sağ tarafta Alabalık yapan bir tesis gördük
ve dedik balık yiyelim.Bu tesis tren yoluna paralel öyle güzel dizayn edilmiş
ki eskilerden esintiler sunmakta. |
|
Yemekleri yiyip yola koyulduk.
5-10 km ilerledik,karayoluna paralel bir akarsu ve köprü gördük fotoğrafladık
yola devam…Baya bi pedalladıktan sonra artık Adana il sınırları içerisindeydik
ama Adana’ya çok km vardı.Henüz Tekir Yaylası’nı aşmamıştık.Adana’dan önceki
durağımız Tarsus’tu.Tarsus’a gelmeden Adana il sınırları içerisinde Tarihi
Akköprü de durduk.Köprünün üzerinde ve yanında foto çektik.Biraz dinlendikten
sonra zorlu Tekir Yaylası rampaları bizi beklemekteydi.
 |
Tarihi Akköprü
Tekir yoluna saptık ve yer
yer yüzde 7 lik eğimle 15-20 km tırmandık.Tekir Yaylasına hakim noktada durup o
eşsiz manzarayu ölümsüzleştirdik.Manzaradan az daha ileride çam ağaçlarının
içinde bi işletme vardı ve afiyetle çaylarımızı içtik.Hava 35 derece
civarındaydı.Sularımızı doldurduk,yola koyulduk,halen yokuş
tırmanıyoruz.Kandilsırtı Geçidi(1370 m.) ne gelince orda mola verdik.Urfalı bi
abimiz ailesiyle mangal yakmış sağ olsun bize et ve çay ikram etti.Muhabbet
ettik ve ardından ,tırmandığımız o torosları inişe geçtik. |
 |
Kandilsırtı Geçidi
Tarsus’a kadar full iniş
vardı.Arada bazen ufak tırmanışlar olsa da etkilemedi bizi.Sonunda Tarsus’a
vardık.Tarsus’ta mola vermeden Adana istikametine doğru düz yollarda ilerlemeye
devam ettik.Torosları aşınca malum Adana’ya yaklaştıkça hava sıcaklığında bariz
bir artış oldu.Adana’ya 10 km kala çadırımızı dinlenme tesisinde kurduk.Tesis
sahibiyle konuştuk duş alabileceğimiz yerin dahi olduğunu söyleyince çok mutlu
olduk .Kaç gündür kafamızı yıkayıp idare ediyorduk.Sıcak bir duşun ardından
tesisin yemekhanesinde süper mezelerle süslü Adana Kebabın tadına doyum
olmadı.Ardından çaylarımızı afiyetle içtik.Telefon,fotoğraf makinası,mp 3 çalar
gibi cihazlarımızı şarja verip dinlenmeye çekildik.Çadırın fermuarını kolay
kolay açmıorduk açsak bile hemen kapatıyorduk.Çünkü sivri sinek bir hayli çoktu
ve hava sıcaktı.Dikkat etmemize rağmen çadırın içine girip sabaha kadar
vücudumuzu tarlaya çevirmişler.Sabah kalkıp çadırlarımızı toplayıp bizimle
ilgilenen işletme sahibi ve çalışanlarla vedalaşıp Adana’ya 10 km kalan
yolumuzu tamamlayıp merkeze vardık.

Adana Taş Köprü
Adana’ya gelirken de Mersin li dostlarıma
jest olsun diye Mersin Üniversitesi formamı giymiştim.Adana’ya gelince ilk
durağımız Tarihi Taş Köprü oldu.Sonrasında merkezde turladık.Ardından kahvaltı
için Adana Mutfağı adlı mekanı seçtik.Kahvaltıda o yörelere özgü ‘’sıkma’’ ve
bal,tereyağ gibi enerji verici kahvaltı tabağı söyledik.4-5 bardakta çay
içtik.Çalışanlar sıcak kanlıydı ve bize koruyucu güneş kremi hediye
ettiler.Vedalaştıktan sonra merkezde markete uğrayıp su, muz, ice tea gibi
şeyler alıp Seyhan Nehri’ne paralel foto çeke çeke DSİ’nin eski barajına
pedalladık.Ordan geri dönüp bunaltan havanın sıcaklığıyla beraber gölge bir yer
ararken ağaçların altında ‘’bici bici’’ satan bir amca gördük.2 tane söyledik.O
sıcakta iyi gitti.Bilmeyenler için bici bici yaz dönemlerinde yenilen, Adana'ya özgü bir tür tatlıdır.
Halk. En bilinen şekliyle rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşur.Bici bicileri yedikten sonra yola
koyulduk.Sinek o kadar çok ki kollarımız ve suratımızı silkeliyoruz, ardından
hemen doluveriyor tekrardan…Ardından Adana Müzesi’ne uğradık.Müzede eserler
yeni müzeye taşındığından eski müzede bahçe ve iç kısımdaki bazı eserleri
görebildik.Adana turunu tamamladık.
Antep’e geçtiğimizde hava
kararmıştı.Karnımız iyice acıkmıştı.İlk hedefimiz güzel bir yemek
yemekti.Kendimizi Antep’in meşhur ciğercisi Ciğerci Mustafa da bulduk.Yediğim
ciğerin tadını halen unutamam.Yanında gelen ayranıda…Karnımızı doyurduk ve
yemekten hedefimiz çadır kuracak bir yer bulmaktı.Merkezde Harikalar Diyarı’nın
karşısında bir park bulduk.Güvenliklerle ve polislerle görüşüp bisikletleri
kontrol noktasına teslim ettik bi çaylarını içtik.Çadır kuracak yer
gösterdiler.Çadırımızı kurduk.Geceden İsa çadırın dışında şapkasını unutmuş
sabah bi baktık ki şapka çalınmış.Antep de mülteciler her yerde varlar.İyi ki
bisikletleri emanet etmişiz.Yoksa onların ve malzemelerimizin çalınması an
meselesiymiş.Çadırlarımızı toplayıp kahvaltımızı yapmak için Antep’in meşhur
yerlerinden Tostçu Eyüp’e uğradık.Tostu süperdi.Kahvaltıdan sonra Şehreküstü
Konakları ve Savaş Müzesi civarına geçtik.Konaklar güzel restore edilmiş ve
Antep’e kazandırılmış.Savaş Müzesi tadilatta olduğu için gezemedik.Bakırcılar
Çarşısı,kale,Zincirli Bedesten eski keknt dokusunu mükemmel
yansıtmakta.Günümüzde onarılan bedesten et ve sebze hali olarak
kullanılmaktadır.1717 yılında yaptırılmış.


Kaleoğlu
Mağarası’nı ziyarete geldik.Kaleoğlu Mağarası Fransız işgali sırasında da
yiyecek ve cephanelerin depolandığı bir mekan olarak kullanılmış. Kimi zaman
insanların barınak olarak kullandığı mağara, yerleşim mekanlarının 50 metre
kadar yakınında bulunuyor. İçerisinde içme suyu kuyularının yanı sıra çok
sayıda havalandırma deliği de bulunan mağara Tarihi özelliği dolayısı ile yerli
ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, oturup sohbet edilen, yeme ve içme
ihtiyaçlarının da karşılanabileceği bir dinlenme mekanı halinde.Buraya gelen
insanlar bölgeye özgü yiyecekleri ve içecekleri de tadabilme imkanına sahip
oluyor. Mağara içindeki havalandırma delikleri, kuyular, sütunlar ile bölgeye
özgü otantik eşyalar büyük ilgi görüyor.Mağaraya girer girmez işletmeci amca
bizi fotoğraf bombardımanına tuttu ve mağaranın facebook adresinden bizi
hayranlarıyla paylaştı.Bisikletlerimizi mağara içine kadar aldı.O sırada
mağarayı gezen eski bir bisikletçi abi bizi gördü ve tanıştık.Kendisinin cep
numarasını aldık bir ihtiyacımız olması durumunda hemen aramamızı istedi.Eski
yeni güzel bir sohbet ettik.Menengiç kahvemizi yudumlarken…Abinin işi
olduğundan bizden erken ayrıldı.Mağaradan çıkarken hesap ödemeye vardığımızda
kahvelerin parasını bisikletçi abimiz sağolsun ödemiş.Onca yolu sırf bu kahve
ve bu muhabbet ,bu dostluk için gelmek bile paha biçilemez…Mağaradan ayrılırken
işletme sahibiyle vedalaştık.

Akşam olduğunda çadır
kuracak farklı bir yer ararken Sanko park yakınlarında bir benzinlik bulduk ve
izin alıp arka bahçesine çadırımızı kurduk.Elektronik eşyalarımızı şarja verip
dinlenmeye çekildik.Sabah erkenden kalkıp çadırımızı toplayıp Zeugma Mozaik Müzesi’ne doğru yol aldık.Zeugma
Mozaik Müzesi Dünya'nın en büyük mozaik
müzesi olma özelliğini taşıyan müzedir. Gerek mimarisi, gerekse
teknolojik açıdan dünyanın önde gelen bir müzesidir. İki bin yıllık mozaiklerin
yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle
görüntü olarak tamamlanmaktadır. Ayrıca Dünyaca ünlü "Çingene Kızı"
mozaiği burada sergilenmektedir.Çingene
Kız mozaiği özel olarak sergilenmekte ve labirentli yoldan geçerek
ziyaretçilerin heyecan kat sayısı artırılarak ulaşılıyor.Oldukça büyük bir
müze.Müzeye girmeden önce bisikletlerimizi hediyelik eşya satan elemana teslim
etmiştik.Bu arkadaşla baya sohbet ettik ve bize Antep’i anlattı.Kendisi
Almanca,Rusça ve İngilizce biliyor.


Müzeden çıktıktan sonra bir
diğer müze Medusa Cam Müzesi’ni gezdik.Antep’e geliyorsanız bu 2 müzeyi mutlaka
gezmelisiniz.Burada bir çok müzede görmediğim eserler sergileniyor ve burası
özel bir müze.Müzeyi gezdikten sonra karnımızın acıktığını hissettik ve kebabçı
Halil Usta’ya uğradık.Karışık kebap söyleyip karnımızı bir güzel
doyurduk.Ardından Antep’in mutfak kültürünün tanıtıldığı Emine Göğüş Mutfak
Müzesi’ne gittik.Zengin yemek kültürünü tanıdık.Yemeğin üzerine de baklava iyi
gider dedik ve Güllüoğlu Baklavacısı’nda baklavalarımızı afiyetle yedik.Antep
turumuzu tamamladık ve Urfa yollarına koyulduk.15-20 km yol aldık.Benzinliğin
birisinden ıslık çalıp bizi çay içmeye davet ettiler.Sohbet edip çayımızı
içtikten sonra mola vermeden Nizip’e vardık.
|
Nizip’te Altın sofra adlı
mekanda Haş Haş kebabı yedik.Haş haş kebabının içinde
haşhaş yoktur, ceviz de yoktur. kuzunun sırt etinin satırla iri kıyma haline
getirilip, tuzdan başka hiç bir madde eklemeden şişe sarıldığı bir
kebaptır.Yemekten sonra 10 km ileride olan Zeugma Antik Kenti’ne doğru yol
aldık.Zeugma Antik Kenti’ne yüzde 10 eğimli bir inişten inerek vardık.Zeugma
Antik Kenti Gaziantep'in Nizip ilçesinde Birecik Baraj Gölü
kıyısında bulunmaktadır. İlk başta şehrin nekropol alanını gezdik.Nekropol arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye verilen
isimdir.Nekropol alanını gezdikten sonra Dionysos ve Danae villalarının
bulunduğu alana geçtik.Bu kısmın üzeri koruma altınmış.


Burayı gezdikten sonra
Halfeti’ye doğru yola koyulduk.
Aslında Halfeti Birecik
Barajı’nın diğer ucundaydı bize oldukça yakındı.Yetkililerden barajın üzerindeki
yolu kullanabilirmiyiz diye sorduğumuzda sadece personeller kullanabilir
yanıtını alınca yolumuzu Birecik istikametine çevirdik.Kafadan 30 km yolumuz
uzamıştı.Bireciğe vardık.Birecik Köprüsü’nde fotoğraf çekildik.Birecikten dönüp
Halfeti yollarını stabilize asfalt ve yüzde 7 civarı eğimle kat etmeye
çalıştık.Sonunda dik yokuşların ardından Yeni Halfeti’ye varmıştık.Karnımız
acıkmıştı.Eski Halfeti’ye 10 km kalmıştı.Hava kararmıştı.Planımız çadırımızı
kurup sabah erkenden tekne turu yapmaktı.Yeni Halfeti de yemek yiyebileceğimiz
yer sorduk ve bize Beyzade İskender’i tarif ettiler.Buranın saç kavurması
meşhurmuş.Üzerine de künefelerimizi yedik.Yemekten sonra sesi güzel bir amca
geldi ve mini bir konser verdi bize.Çaylarımızı da içip yola koyulduk.10 km inişten
sonra Eski Halfeti’ye vardık.Eski Halfeti’ye varır varmaz çadır kuracak yer
aradık.İlk başta polis noktasına bisikletlerimizi emanet ettik.Ardından akarsu
kenarındaki parka çadırımızı kurduk ve dinlenmeye çekildik.Sabah 6 gibi değişik
kuş cıvıltılarıyla uyandık.Kahvaltıyı yapmadan önce şehre hakim noktaya çıktım
ve şehri fotoğrafladım.Ardından keşif amaçlı bir patika buldum ve orada da
birkaç foto çektim.Çadırımızı topladıktan sonra tekne turu yapmaya karar
verdik.Salih Çobanoğlu amca ile sıkı bir pazarlık yapıp tekne kapattık.İlk
başta bizi Rum Kalesi’nin etrafında bir tur attırdı,sonrasında kahvaltımızı
yapmak için bizi bir kısmı sular altında kalan Savaşan Köyü’nde bulunan Karagül
Çay Bahçesi’ne tekneyle yanaştırdı.Organik kendi yetiştirdikleri yoğurt,peynir,zeytin,domates,salatalık
gibi kahvaltılıklardan oluşan zengin bir kahvaltı sundular.Taze çay eşliğinde
kahvaltımızı köylülerin güzel sohbetleriyle tamamladık,vedalaştık.Tekneci Salih
amca bizi baya bilgilendirdi.Kendisi çok kafa adamJ Tekne turunun ardından Karagül dizisinin
çekildiği köyü ziyaret ettik.Set ekibiyle tanıştık.Güzel bir sohbetimiz
oldu.Ardından Eski Halfeti’ye döndük ve Kilis te işletme okuyan arkadaşlarla
gözleme ,ayran yerken karşılaştık ve tanıştık.Çok sıcak kanlılardı.Güzel bir sohbet
oldu.Halfetili teyzelerin peynirli,patatesli gözlemeleri çok
lezzetliydi.Gözlemeleri yedikten sonra yağmur başladı ve Halfeti den ayrılma
vakti gelmişti.Yağmurluğumu giydim ve Halfeti yokuşlarını yüzde 10 eğimle Yeni
Halfeti’ye kadar tırmandık.Yeni Halfeti den sonra az da olsa tırmanışları
atlattık ve 10-15 km inişe başlamıştık.İnişimiz birkaç tırmanma şeridini
saymazsak Urfa karayoluna kadar devam etti.



Suruç’a varmadan mola verdik.Okuldan dönen çocuklar sardı
etrafımızı onların fotosunu çektik.Orda marketçi bi abi kahve ikram etti
bize.Kahvelerimizi içip yola koyulduk.Baya bi pedalladıktan so nra Urfa’ya 30 km
kala Diyar Dinlenme Tesisleri’nde mola verdik ve güzel bir kaçak çay içtikJ Tesislere vardığımızda
hava kararmıştı.Yola koyulduk 30 km yolu bitirip Urfaya varmıştık.İlk başta
arkadaşımız Mehmet Akgöz’ün yanına
uğradık.Bisikletleri evine bırakıp ciğer yemek için çarşıya indik.Ciğerimizi
yedik ve Balıklıgöl’ü ziyaret ettik.Balıklıgöl akşam ve sabah ayrı ayrı
gezilmeli bence…Eve geldik dinlenmeye çekildik.Sabah 7 de kalkıp kahvaltı için Zahter
Kahvaltı salonu’nu tercih ettik.Kahvaltı da sucuklu yumurta,kaymak,bal,tereyağ
ne ararsanız vardı.Kahvaltımızı yaptıktan sonra gündüz gözüyle Balıklıgölü
tekrardan gezdik.Kaleye mutlaka çıkın Urfa manzarasını kaçırmayın.Urfa’nın o
tarihi sokaklarına girin.Ciğerini mutlaka yiyin.Şıllık tatlısını tadın.Şıllık
tatlısı çok ince hazırlanmış kreplerin ceviz ya da fıstıkla doldurularak rulo
halinde sarılması ve şerbetlenmesiyle hazırlanıyor.Urfa Müzesi’ni gezicektim
fakat yeni müzeye taşındığı için gezemedim.Antepte olduğu gibi Urfa da da
mutfak müzesi mevcut.Burayı da gezmeden olmaz.Urfa’nın eski mutfak kültürünü
başarılı bir şekilde yansıtmış.Ertesi gün araç kiraladık ve Harran ve Midyat’a
geçtik.Eski Harran evleri mutlaka görülmeli.Midyat pek beklediğim gibi
çıkmadı.Ama doku az da olsa korunmuş.Gezimizi noktalaladık.Toplamda 1200 km
civarında yol yaptık.
Saygılarımla
Numan Koçak



|